30 Mart 2012 Cuma

-DAİSY-

MUHTEŞEM BİR FİLM...

Bu mükemmel filmi anlatmak yerine sadece resimlerle süslesem bile izlemeyenleri cezbedeceğine eminim... yine sessiz sakin, güzel konulu, muhteşem oyunculuk sergilenmiş bir film.
ben kore dizi ve filmlerini izlemeye "a moment to remember" ile başladım yaklaşık bir sene önce.film izlemek zaten tutkularımdan birisi ama yapım da kaliteli olunca verdiği keyif unutulmaz oluyor.
"a moment to remember" dan sonra yeni film arayışlarına girince filmde başrolde oynayan jung woo sung'un "daisy" adlı filmi isminden ötürü sanırım dikkatimi çekti ve ikinci izlediğim kore dizis olmaya hak kazandı.
hayatımdaki her şeyi geri plana atıp, ışıkları kapatıp filme odaklandım ve...

vee... aslında bitirdiğimde ne hissettiğimi anlamadım önce. güzeldi ama durağandı... ama neden bayılmıştım bu filme bilmiyorum... filmin sonunda benim ağlak gözlerimden yaşlar yine boşandı sular seller gibi ama bunda ağlama garantisi kişiden kişiye değişir.

ben jung woo sung'un oyunculuğunu çok beğeniyorum ama bu filmdeki kız da ayrıca çok güzel, değil mi? resimlerden de anlayacaksınız zatennn... iyi seyirler...


 















MORE THAN BLUE- KWON SANG WOO

 "more than blue", kwon sang woo'nun izlediğim en güzel filmlerinden.
türkçeye "hüzünden öte" diye çevrilmiş ve yakışmış bence. çünkü filmi izledikten sonra hissettiğim hüzünden öte bir şeydi...
monoton başlayıp monoton devam eden bir filmdi aslında. Kore filmlerinin bu sessiz sakin işi bitirmelerini seviyorum. böyle izlediğim birçok film var ki zaman zaman hepsini paylaşmaya çalışacağım.

Filmin konusuna gelecek olursak, daha filmin başında zaten biz aslında ana karakterin ölmüş olduğunu biliyoruz. ama asıl konu ölmeden önce yıllardır bir arada arkadaş gibi yaşayıp aslında sırılsıklam aşık olduğu kadını ölümüne nasıl hazırladığı...

ağlama garantili, güzel bir film. tavsiye ederim...





 
 

17 Mart 2012 Cumartesi

"road number one"

"road number one" izlemeyi yeni bitirdim ve gözümden akan iki damla yaş eşliğinde delice yazmak istedim. hayat garip mi acımasız mı güzel mi çözemedim bu içimde kalan hissiyatla...yıllar bu kadar mı çok şeyi alıp götürmeli insandan? zaman bu kadar mı acımasız olmalı? biz bu kadar mı kölesi olmak zorundayız saniyelerin? sevmek, sevdiğinle olmak, onu öpmek, ona sarılmak...ya da zaferler kazanmak, bir şeyler başarmak... bu kadar mı zamana yenik düşmeli, bu kadar mı "zaman" geçtikçe anlamını yitirmeli? gençliği kişiye bu kadar mı ihanet etmeli?..
"an"ı yaşamalı insan, evet, ama o "an" lar "anı" olarak kalacaksa eğer, "an" ı yaşamak bunun neresinde? garip, değil mi? zaman tünelinin bir geçidindeyiz biz sadece ve yol devam ediyor bize aldırmadan. bu noktada aklıma gelen en güzel şarkının sözlerini de paylaşırsam herhalde hissettiklerimi daha çok anlatacak...

Hatırlıyor musun kim olduğunu
Hala hissedebiliyor musun
Ne zamandır farkında mısın yokluğunun
Arasan bulur musun kaybolduğun yerleri

Gündüzün geçtiğini farketmedin bile
Anılar sinemasından bir bilet almışsın bu gece
Ömrün küsmek ve pişmanlıkla geçip gidiyor
Bak hala aynı soruyu soruyorsun kendine

Bazen kendi gölgene basar sen delersin ıssız sokaklarda
Bir karayel eser üşütür yalnızlığını yüzüne vurur
Çıkar gelir pişmanlıklar en zayıf anında
Boğazında yıllanır bir düğüm
Umrunda mı zamanın senin küskünlüğün ???????




evet, sanırım "zaman" la çok büyük bir sorunum var benim:) çünkü o kadar acımasızca hızlı akıp gidiyor ki... korkuyorum "zaman"ın kalleşliğinden.




13 Mart 2012 Salı

...
"Nafile, isteyişim geçen saniyeleri;
Akıp gidiyor zaman
Geceye 'daha yavaş!' deyişim boş; tan yeri
Ağaracak birazdan.




Sevmek, sevmek! hep sevmek! akıp giden ssatin
Kadrini bilmeliyiz!
İnsan için liman yok, sahil yok zaman için
o göçer, biz göçeriz."

...                           LAMARTINE

11 Mart 2012 Pazar

"pygmalion bir kadın heykeli yarattı ve ona öylesine bir sevgi gösterdi ki Afrodit'in müdahalesi ile heykel bir canlıya dönüştü ve onun sevgisine yanıt verdi."