23 Temmuz 2012 Pazartesi

"ONE LİTER OF TEARS"

aya için dua ile...
   Bu ara ilklerden gidiyorum. İlk kez bir japon dizisi izliyorum ve her bölümünde ağlıyorum. muhtemelen uzak doğu sinema severlerin büyük çoğunluğu seyretmiştir bu diziyi. çünkü dizi 2005 yapımı. son zamanlarda kötü geçen sınavım beni depresyona soktuğundan olsa gerek ağlamaya bahane arayan biri olduğumdan , tam dram havasındaydım. önce beni ağlatacak bir film aradım ama kafama göre bir film bulamadım.-bu arada sizlerden gelecek fikirlere açığım bu konuda- tesadüfen bu diziyi gördüm. yorumlarda her yerde "filmin adı 'bir litre gözyaşı' olsa da siz on litre ağlarsınız" yazıyordu. izlemeye başladım ve daha ilk bölümde gözlerim dolmaya, boğazım düğümlenmeye başladı.
     Çaresiz bir hastalığın yavaş ve sinsi ilerleyişini işleyen bu dramada baş kahraman henüz on beş yaşında bir çocuk olunca durum bana göre bir kat daha dramatik oldu. Başta koşup oynayabilen, her istediğini yapabilen evin "iyi kızı" olan Aya'nın zamanla yürüyememesi, konuşamaması... o değişim baştan ber verildiği için sanki gerçekten tanıdığım biriymi hissini verip daha da üzüyor beni... Zaten Aya, gerçekten yaşamış, bu hastalığa yakalanmış ve 1988'de ölmüş gerçek bir kişilik. yani dram gerçek bir olayı anlatıyor.
    "çare" ne güzel bir kelimeymiş ve "çare-siz" olmak, hiçbir şey yaamamak, teslim olmak ne acı bir durummuş bir kez daha anladım. Allah sevdiklerimize ve bizlere "çaresiz" acılar yaşatmasın...








     SEVGİYLE...

21 Temmuz 2012 Cumartesi

"Eski Tas"


"Eski Tas" son zamanlarda takip ettiğim blog. içi o kadar dolu ki beni boş şeylerle uğraştığım için kötü hissettiriyor :( bir edebiyatçı olamasam da edebiyat üzerine aldığım o bomboş eğitime bahane bulmak istemiyorum aslında... insan istese neler yapmaz değil mi? son yedi aydır KPSS kabusu ile yaşayıp güzel bir dersle yüzüme bıçak gibi çarpan o sorularla uyanıp sağıma soluma baktığım o kısacık an... "ne yapıyorum"diye düşündüm. sadece söylemeyi biliyorum okumayı, yazmayı, araştırmayı seviyorum; öğrenmeyi seviyorum diyorum da oturup akşamlara kadar yabancı diziler izlemekle mi öğreniyorum... sinema en büyük keyfim ama ... önümde öğrenmem, bilmem gereken onca şey dururken neden kendimi bu daracık çerçeveye sıkıştırıyorum? sisteme sövüyorum bazen... beni alsalar neler yaparım diyorum da lafta mı diyorum kendime ben bile güvenemiyorum.
zaman deli gibi akıp gidiyor. önümdeki koca gelecekten bahsetmeye korkuyorum. "an"ı yaşmayı seviyorum.ne geçmişi ne geleceği kendime dert ediyorum...ama  bari şu anı doğru yaşayabilsem...

evet, değerli blog sahibi!

bana bunları hissettirdiğin için teşekkür ederim... içimdeki kıvılcım alev almaya başladı sanırım:) yakında iyi işler yapacağım, hissediyorum :)

sevgiler...