10 Nisan 2012 Salı

"MONK"

OBSESİF-KOMPÜLSİF BİR DEDEKTİFİN ŞEKER Mİ ŞEKER MACERALARINI İZLEMELİSİNİZ:) GÜLMEK GARANTİDİR...
dizi yayımlanıp biteli yıllar oldu aslında. izleyenleriniz varsa eğer neden şimdi bu diziden bahsetme gereği duyduğumu açıklayayım önce. okuduğum bir habere göre adrian monk'un maceraları film olarak seyirci ile buluşacakmış yakın bir zamanda. ben de bu haberi okuyunca o tatlı insan -adrian monk- aklıma geldi ve anmak istedim. dizi 2002 yılından 2009'a kadar sekiz sezon boyunca bizlerle buluştu. ben son sezonunda tanıyabildim monk'u ama sezonlar bittikten sonra izlemek daha keyif verici oluyor tabi ki... yalnız dizi eski olduğundan görüntü kalitesi çok iyi değildi videoların ve bazı bölümleri bulamamıştım ama yine de çok ama çok ama çooook keyifle izlediğim dizilerin başını çekebilecek bir dizidir kendisi :)

biraz hatırlayalım. adrian monk, karısının öldürülmesinin ardından obsesif kompulsif  kişiliğe bürünmüş bir polistir ve hayata tamamen kendini kapatmıştır. buna rağmen inanılmaz dikkati ve olayları olmadık ipuçlarından çözebilme kapasitesi ile polislere bazı durumları çözebilmeleri için yardım eden bir dedektif olmuştur. çünkü çözemediği tek dava karısının davasıdır ve amacı karısının ölümünün ardındaki gerçeği gün yüzüne çıkarmaktır. çok sevdiği mesleğine dönmek istese bile monk'u "monk" yapan aşırı takıntılı halleri mesleğini icra etmesine izin vermez ve mesleğine dönüşünü kabul etmesini istediği heyet tarafından hep geri çevrilir.

monk, standartların çok üstünde oyunculuk sergileyen karakterleri, kaliteli esprileri, her bölümde çözülmeyi bekleyen ilginç olayları ama en önemlisi en sevimli haliyle "adrian" ı içinde barındıran mükemmel bir dizi. hazır filmi de çekilecekmiş; eğer izlemediyseniz hala, cidden tavsiye edilir :)



 ben adrian monk'u biraz gregory house'a benzetiyorum. yani aslında karakter olarak hiç benzemiyorlar ama yine de ikisi de karakteristik özellikleri sayesinde beni ekrana kilitledikleri için ve hem monk'a hayat veren Tony_Shalhoub hem de house'a hayat veren Hugh Laurie oyunculukları ile beni kendilerine hayran bıraktıkları için iki diziyi de keyifle izledim ve bu iki dizinin yeri başkadır bende. ( bu arada house son sezonda , mayısta bitecekmiş ona da ayrıca üzgünüm. )


7 Nisan 2012 Cumartesi

ROOFTOP PRİNCE

20 BÖLÜMLÜK ÇOK ŞEKER BİR KORE DİZİSİ...

 Daha çiçeği burnunda bir dizi ama her bölümü su ana kadar çok eğlenceli ve güzeldi. bundan sonra da böyle olacağına eminim. baş roldeki MİCKY YOOCHUN adlı şahsiyeti "sungkyungwan scandal" adlı dizide izlemiştim ilk kez. orada da Joseon kıyafetleri giyiyordu ama bu dizi ile tabi ki arada çok fark var...

dizide iki ayrı zamanda yaşayan karakterleri görüyoruz ve joseon'dan günümüz seul'üne düşen veliaht prens ile yaverlerinin çok komik tecrübelerine tanık oluyoruz. özellikle beşinci bölümde cidden epey eğlendim... e aşk var mı derseniz, bence çok da güzel gelişen bir aşk hikayesi de barındırıyor.bugünün seul'üne gelen veliaht  prens böylelikle Joseon'da da kendini asıl hak edenin kim olduğunu anlayacak ve ilerleyen bölümlerde cidden ilginç şeyler olacak gibi duruyor, başlamayanlara duyrulur :)   başroldeki kızımız HAN Jİ MİN ise işleri epey ilerletmiş gibi duruyor. daha yeni "padam padam" ı bitirmişti. demek ki epey tutuluyor şu sıralar kore'de, bu dizide de gördüğümüze göre ;) sevimli kız... bakalım neler olacak , hep beraber görelim.

                                           



3 Nisan 2012 Salı

THE MAN FROM NOWHEWRE- WON BİN


YOKSA HALA İZLEMEDİNİZ Mİ?

won bin'in mükemmel oyunculuğunun yanına ufaklığınki eklenince ortaya bir şaheser çıkmış bana göre.

evet, çok fazla konu yok ama mükemmel bir aksiyon var ve işledikleri karakterler gerçekten çok iyi. eğer aksiyon sevmem diyenlerden iseniz bir kere daha düşünün ve eğer vaktiniz de bolsa mutlaka izleyin derim...

filmlerin konusu hakkında çok ayrıntı vermek yerine sadece beğendiğim filmleri önermeyi tercih ediyorum çünkü ben bir filmin konusunu hiç bilmeden izleyip beğendiğimde çok daha fazla tatmin oluyorum. umarım sizler için de aynı şe geçerlidir. çünkü film tanıtımı imiş gibi başlayıp sadece fikrimi söyleyip yazıyı bitirdiğimde  kafamda bir "acaba" kalıyor. bu yüzden bloğuma yolu düşüp de önereceğim filmleri izlemek isteyecek arkadaşlara şimdiden açıklamak istedim. sinema en büyük tutkularımdan. film zevkime güveniyorum. ilerleyen zamanlarda daha bol vaktimin olduğu dönemlerde gerçekten bomba gibi filmler önermeyi ve gerekirse tanıtmayı düşünüyorum.

yazdıklarımı okuyup gözlerini benim yazdıklarımla yoran güzel insan... SEVGİLER :)




2 Nisan 2012 Pazartesi

I'M CYBORG BUT THAT'S OK

   "VAR OLUŞ AMACIN... DÜNYANIN ZONİ" :)                                              
 uzun zamandır bu filmi izlemek istiyordum ama ancak bugün sorunsuz izleyebileceğim bir site bulabildim ve sonunda izledim.ben böyle farklı yapımları seviyorum. bir de rain işin içinde olunca merak ediyordum oyunculuğunu özellikle bu rolde. beklediğimi buldum tabi, çok beğendim oyunculukları. bir akıl hastanesinde bu kadar da abartılı sorunlu tipler var mıdır diye düşündüm... konuşma halkasında hastaların "benim iştahımı çaldı.", "benim oyun tekniğimi çaldı..." diye rain'i suçladıkları kısımlar hoşuma gitti. rain'in cyborg için yaptığı -güya- pilav dönüştürücüyü kıza -güya- taktığı  sahneler de hoştu. kızın oyunculuğunu zaten beğeniyorum ben misa'dan  beri. burada da döktürmüş yine.
büyükannenin dişlerini görmekten gına geldi ama cidden:) bir de "var oluş amacın..." deyip devamını getiremediği sahnelerde aklıma recep ivedik geldi nedense :) filmin sonu çok tatmin etmese de daha fazla nereye bağlanabilirdi hayal gücüm almadığı için senaristlere saygı duyuyor ve izlemeyen arkadaşlara keyfi bir vakitlerinde izlemek üzere seyir defterlerine not etmelerini öneriyorum...