her sabah aynı telaşla çıkıyorum evden. ve her seferinde aynı şeyi düşünüyorum. saat 7.02'de geçen metroya yetişebilmek neden bu kadar telaşlandırıyor beni ? 6.55'te çıksam rahaaat rahat yetişebilirim ama ben her sabah bir bakıyorum ki 7.00 olmuş ve evden fırlama pozisyonundayım... eğer yetişirsem ucu ucuna... o kadar mutlu oluyorum ki. nefes nefese kendimi vagona attığımda kazandığım küçük zaferimle övünüyorum içten içe. ama ya kaçırırsam???
"ya kaçırırsam" diye yol boyu koşarken ne rastladığım insanlara, ne yoldaki kediciklere, ne gökyüzünün sabaha dönük yüzüne odaklanabiliyorum. kafamda tek bir düşünce : "treni kaçırmamalıyım." çoğu zaman kaçırmıyorum... zor da olsa yetişiyorum. ama tam ben turnikeden geçerken kapanırsa gitmek için trenin kapıları... ağzımın kenarına bir "tüh!" yerleştirip burkuluyorum... ne garip, diye düşünüyorum işte o zaman -tıpkı sadece kaybettiğimizde farkına vardığımız şeyler gibi- . üzülmeye değmez aslında, nasılsa 5 dakika sonra bir sonraki tren... ama yeniliyorsun ya... gerçekle yüzleştiriyor ya seni... işte hayat bu aslında, diyorum. trene yetişmek gibi. hep bir koşturmaca, bir telaş... "zaman" kavramının ciddi anlamda boyut değiştirdiğine inandığım şu zamanlarda kaçan trenlerimiz kaç yüzlerce acaba? ama hep bir sonraki treni beklemek var ya en azından işin ucunda... umut veriyor işte... hayat gibi tıpkı. kaçan trenlere üzülmeye vaktimiz yok aslında. hemen gelecek olana sevinmek gerek... bekledikçe daha konforlu, daha renkli, daha şıkır şıkır trenler gelir mi bilemem ama şu hayattan gittiğimde en özleyeceğim şeylerden biri -saçma gelebilir belki ama- bir trene yetişme telaşı olacak. trenin dışı ayrı, içi ayrı bir dünya. ve benim bu dünyada en sevdiğim olduğunu fark ettiğim deyim işte bu : TRENİ KAÇIRMAK.
varsın olsun. kaçsın tüm kötü trenler. ben en güzel treni bekliyorum. şöyle en renklisinden, en güzelinden. morlar olsun içinde, ben de severim moru herkes gibi. ve herkes gibi olmayı seviyorum. trende açayım müziğimi son ses ve bir filmin içine gireyim direk. kafamdan dinlediğim müziklere klipler çekeyim; yabancı şarkıları türkçesinden anlamaya çalışayım... insanların aklından geçenleri, nerelere gittiklerini, ne okuduklarını merak edeyim... okudukları gazetede gözüme ilişen haberi okumaya çalışayım... ayaktaysam biri insin işte bu durakta, tam da başında durduğum olsun inen. oturuyorsam ihtiyar ya da hamile binmesin yorgunsam bir de... vicdanıma sövdürmesin bana... binenler, inenler, tekrar binenler ve inenler... yahya kemal vapura benzetmişti ya ... şimdi aklıma geldi. severim de. bu tren de bir tünele girer ve belki bir daha çıkamaz kim bilir? trenler geçer, trenler değişir, insanlar değişir, yollar değişir, yıllar değişir... asırlar değişir hatta... ve sen den bir iz, küçücük bir iz bile kalmamışken bu dünyada... trenler kaçar, trenler kaçar...