uzun bir yolculukta yapılacak en iyi şey nedir? kitap okumak mı, internet başında vakit öldürmek mi, müzik dinlemek mi? yoksa sohbet etmek mi?
romanıma nasıl başlamalıyım? hikaye hazır, zaten gerçek bir hikaye. ama kurgusunu nasıl yapmalıyım?
bir yolculukta mı anlattırmalıyım hikayeyi baş kahramana yoksa hakim bakış açısıyla mı yazmalıyım? neyse, bir sürü eksik olacak olsa da başlayalım bakalım:)
1975 istanbul'u.....bir aile; neresi olduğu önemli değil, göç etmişler istanbul'a ve her göç eden aile gibi tüm fertler çalışarak imkanlarını kotumaya çalışıyorlar. ilk taşındıklarında kuştepe'de bir eve yerleşiyorlar. civar semtlerden de iş aramaya başlıyor bu ailenin üç kızı; erkekler okuyor, malum kız kısmı okumaz zihniyeti ile. ama her nasılsa bu okutulmayan kızların eve ekmek getirmesinde bir sakınca görülmüyor. ailenin büyük oğlu konservatuarda araştırma görevlisi. kimi zaman yayınlara çıkıyor, sesi güzel ve yetenekli. küçük erkek kardeş ise üniversitede iktisat fakültesinde.
üç kızı var demiştik bu ailein. en büyük kız, asya, titiz ve becerikli. henüz 16 yaşında. onun küçüğü zeynep, on beşinde. en küçükleri suna ise on dört... yalnızca birer yaş var aralarında... mecidiyeköy bomontide işe başlıyorlar bir tanıdıkları aracılığıyla bu üç kız kardeş. ve anlatıyor suna:
istanbul... büyük şehir derlerdi taşınmadan önce hep babamlar aralarında konuşurlarken. ağabeylerimden biri izmir'de konservatuardaydı. tatillerde köye, yanımıza geldiğinde beni dizinin dibine oturtur şarkı söyletirdi. benim gibi sesi olan üç beş öğrenci daha olsa çalıştığı okulda, şanı alır yürür, derdi okul için. beni de götürmek istedi yanında. konservatuarda okuyayım istedi. ama ne annem ne babam izin verdi buna. sesim güzeldi gerçekten. en sevdiğim şeydi iş başında şarkı söylemek... istanbul... büyük şehir derlerdi işte. mutfakta bulaşıkları yıkarken babam ve amcamlar konuşurken duymuştum bunu. buradaki gibi denizi de varmış üstelik. ama babam neden istanbul bizi yutar diyordu? bizim köyden nekadar daha büyüktü ki bu istanbul? ama amcam ısrar ediyordu. "akrabalar da var, köyde kim kaldı cemal ağa, kızlar çalışır sen çalışırsın geçinir gidersiniz." babam köyde yalnızlık çekiyordu, sıkılıyordu. tarlayla tapanla uğraşmak ona göre değildi. yakışıklı, yiği,t biraz da çapkındı hani...neyse de sonunda yollara düştük ve istanbul'a geldik. büyük şehirden kastettiklerinin kalabalıklık olduğunu daha istanbul tabelasını görür görmez ağlamıştım. hem yola çıkınca da ağlamıştım... şimdi bir daha bakkal hasan amcanın oğlu sait'le görüşemeyecek miydim? çocukluk işte... yola çıkınca sait için ağlamıştım ama daha istanbul'a vardığımda sait'den eser kalmamıştı aklımda...