kaçan tüm zamanlara, yiten tüm fırsatlara inat; tüm geç kalmalara inat... işte, mutluyum...
zamanla alıp veremediğim çok şey olduğunu yazılarımı okuyan herkes anlar. ama ne yapabilirim ki... o da bana inat her şeyimi geçe bırakıyor. beklediğim şey bana geliyor da asla "zaman"ında olmuyor. önce bir güzel süründürüyor. uzun kulaklarını çıkarıp şeytan mızrağıyla içime içime dürtüyor önce. "sabret, belki de olur istediğin " diyor "belki"lere vurgu yaparak. içimdeki kelebekleri huysuzca kıpırdatıyor çoğu zaman. ama sağ olsun - istemesem de oluyor zaten- kin tutmuyor.
sevgili arkadaşım zaman,
seninle bundan sonra iyi anlaşalım, ne dersin?
sen bana istediklerimi zamanında yapabilmem için fırsat sun, kendini emrime amade et...
ben de sen geldiğinde sana teslim olayım.
evet, bir çeşit kölelik anlaşması işte. sen benim ben senin; birbirimizin kölesi olacağız .
sonunda sen kazanacaksın tabi ki , biliyorum.
ama ben eşit şartlarda bir yarış talep ediyorum bana sunulan ömürde.
beraber güzel şeyler yapabiliriz.
ne dersin? :)
11 Eylül 2013 Çarşamba
5 Ağustos 2013 Pazartesi
BAYRAM
bir baba... bulup buluşturup sevip seviştirip takıp takıştırıp çocuklarını mutlu görebilmek için tutup minik ellerinden çıkmış çarşıya. ne ala... sevinecek yavruları. parlak pabuçlarını baş uçlarına koyup sabah kınalı ellerini yıkadıktan sonra giyecekler neşeyle. fırlayıp sokağa en renkli şekerleri toplayıp yarıştıracaklar sonra kiminki fazlaysa. daha kaç bayram böyle sevinecekler ki "ah o eski bayramlar..." demeden.
bir baba... milyonların içinden sadece biri. tutup ellerinden çocuklarını çıkar çarşıya. her hafta şans oyunu oynar mıydı, umut eder miydi kaç milyonda bir ihtimal de olsa ona çıkacağını büyük ikramiyenin, bilmem. ama tam da o gün... milyonlarca babadan ona vurdu atılan kurşun. kim bilir ne düşünüyordu. kızına aldığı elbisenin ne kadar yakıştığını mı, oğlunu istediği formaya parasını denkleştirebileceğini mi? evdeki eşine de ufak bir şey almayı mı? ya da aslında kötü bir babaydı da o gün kefaret mi ödüyordu şansa, bilmem.
bir baba... tam da bayram öncesi çocuklarına bayram alışverişi yaparken Suriye'den gelen kurşunla vuruldu ve öldü. ve çocukları için artık "ah o eski bayramlar" diyecekleri bir şey kalmadı. artık her bayram "acı" demek çünkü. az önce aldıkları parlak pabuçlar kana bulandı.
ve kelimeler bitti.
bir baba... milyonların içinden sadece biri. tutup ellerinden çocuklarını çıkar çarşıya. her hafta şans oyunu oynar mıydı, umut eder miydi kaç milyonda bir ihtimal de olsa ona çıkacağını büyük ikramiyenin, bilmem. ama tam da o gün... milyonlarca babadan ona vurdu atılan kurşun. kim bilir ne düşünüyordu. kızına aldığı elbisenin ne kadar yakıştığını mı, oğlunu istediği formaya parasını denkleştirebileceğini mi? evdeki eşine de ufak bir şey almayı mı? ya da aslında kötü bir babaydı da o gün kefaret mi ödüyordu şansa, bilmem.
bir baba... tam da bayram öncesi çocuklarına bayram alışverişi yaparken Suriye'den gelen kurşunla vuruldu ve öldü. ve çocukları için artık "ah o eski bayramlar" diyecekleri bir şey kalmadı. artık her bayram "acı" demek çünkü. az önce aldıkları parlak pabuçlar kana bulandı.
ve kelimeler bitti.
27 Temmuz 2013 Cumartesi
VE..
ve gün gelir sebepsiz biter her şey -zaten sebepsiz başlamıştı demeyiz de bitişler hep sebepsizdir nedense-
ve yollar biter... ve selam vermek düşer bazen bir sese.
ve düşer yapraklar... doğa en çıplak haliyle hazırlanır soğuğa.
ve kavuşur her sabah gün güneşe... ve takvimlerden bir yaprak daha eksilir sinsice.
ve yüz aynayla kavuşur yine... en çirkin, en güzel, en geç, en yaşlı ... o bilir.
ve klozetle kavuşur kutsal kıçımız... en bozuk, en sağlam, en temiz, en edepli... o bilir.
ve işte sokaklar... her sabah topukladığın, eskittiğin... kaç adım sonra tramvayda kaç durak sonra işindesin? o bilir.
ve işte saat akşama kavuşur yine, kurnaz ya...
"sevin" der "insanoğlu!"
"işin bitti, evine git. ya da gez toz. ne yaparsan yap ama beni geçir."
ve insan her yıl yeni yaşına kavuşur, güzeeel.
ve sever , sevilir; aşka kavuşur. güzeeeel.
okur, gezer, bilir, ilerler... hayallerine kavuşur. güzeeeel.
canı ister, sevdiğinin kollarına kavuşur, canı ister arkadaş omzuna.
ve başı yastıkla buluşur her gece hafifçe.
ve rüyasına kavuşur iyi, kötü, güzel, kabus... o bilir.
ve Ataç'a inat sayfa "ve"lerle buluşur. güzeeeel.
ve akıl işte. düşünceyle kavuşur. iyi, kötü o bilir.
ve göz, zihnin aradığıyla kavuşur. bozuk değilse ne ala...
ve ne ararsan ara yarım kalır bir şeyler. boşaaaaaa.
ve bir ömür geçer... iyi, kötü, erdemli, dirayetli, sevili, kıymetli... o bilir.
ve insan sonunda neye kavuşur? O bilir...
ve yollar biter... ve selam vermek düşer bazen bir sese.
ve düşer yapraklar... doğa en çıplak haliyle hazırlanır soğuğa.
ve kavuşur her sabah gün güneşe... ve takvimlerden bir yaprak daha eksilir sinsice.
ve yüz aynayla kavuşur yine... en çirkin, en güzel, en geç, en yaşlı ... o bilir.
ve klozetle kavuşur kutsal kıçımız... en bozuk, en sağlam, en temiz, en edepli... o bilir.
ve işte sokaklar... her sabah topukladığın, eskittiğin... kaç adım sonra tramvayda kaç durak sonra işindesin? o bilir.
ve işte saat akşama kavuşur yine, kurnaz ya...
"sevin" der "insanoğlu!"
"işin bitti, evine git. ya da gez toz. ne yaparsan yap ama beni geçir."
ve insan her yıl yeni yaşına kavuşur, güzeeel.
ve sever , sevilir; aşka kavuşur. güzeeeel.
okur, gezer, bilir, ilerler... hayallerine kavuşur. güzeeeel.
canı ister, sevdiğinin kollarına kavuşur, canı ister arkadaş omzuna.
ve başı yastıkla buluşur her gece hafifçe.
ve rüyasına kavuşur iyi, kötü, güzel, kabus... o bilir.
ve Ataç'a inat sayfa "ve"lerle buluşur. güzeeeel.
ve akıl işte. düşünceyle kavuşur. iyi, kötü o bilir.
ve göz, zihnin aradığıyla kavuşur. bozuk değilse ne ala...
ve ne ararsan ara yarım kalır bir şeyler. boşaaaaaa.
ve bir ömür geçer... iyi, kötü, erdemli, dirayetli, sevili, kıymetli... o bilir.
ve insan sonunda neye kavuşur? O bilir...
8 Nisan 2013 Pazartesi
BİLMEM...
ah bir bilebilsem her şeyi... bilmediğim hiçbir şey kalmasa şu dünyada... kimse için değil, caka için değil... sadece bilmek için...
2 Mart 2013 Cumartesi
VE TREN KAÇAR...
her sabah aynı telaşla çıkıyorum evden. ve her seferinde aynı şeyi düşünüyorum. saat 7.02'de geçen metroya yetişebilmek neden bu kadar telaşlandırıyor beni ? 6.55'te çıksam rahaaat rahat yetişebilirim ama ben her sabah bir bakıyorum ki 7.00 olmuş ve evden fırlama pozisyonundayım... eğer yetişirsem ucu ucuna... o kadar mutlu oluyorum ki. nefes nefese kendimi vagona attığımda kazandığım küçük zaferimle övünüyorum içten içe. ama ya kaçırırsam???
"ya kaçırırsam" diye yol boyu koşarken ne rastladığım insanlara, ne yoldaki kediciklere, ne gökyüzünün sabaha dönük yüzüne odaklanabiliyorum. kafamda tek bir düşünce : "treni kaçırmamalıyım." çoğu zaman kaçırmıyorum... zor da olsa yetişiyorum. ama tam ben turnikeden geçerken kapanırsa gitmek için trenin kapıları... ağzımın kenarına bir "tüh!" yerleştirip burkuluyorum... ne garip, diye düşünüyorum işte o zaman -tıpkı sadece kaybettiğimizde farkına vardığımız şeyler gibi- . üzülmeye değmez aslında, nasılsa 5 dakika sonra bir sonraki tren... ama yeniliyorsun ya... gerçekle yüzleştiriyor ya seni... işte hayat bu aslında, diyorum. trene yetişmek gibi. hep bir koşturmaca, bir telaş... "zaman" kavramının ciddi anlamda boyut değiştirdiğine inandığım şu zamanlarda kaçan trenlerimiz kaç yüzlerce acaba? ama hep bir sonraki treni beklemek var ya en azından işin ucunda... umut veriyor işte... hayat gibi tıpkı. kaçan trenlere üzülmeye vaktimiz yok aslında. hemen gelecek olana sevinmek gerek... bekledikçe daha konforlu, daha renkli, daha şıkır şıkır trenler gelir mi bilemem ama şu hayattan gittiğimde en özleyeceğim şeylerden biri -saçma gelebilir belki ama- bir trene yetişme telaşı olacak. trenin dışı ayrı, içi ayrı bir dünya. ve benim bu dünyada en sevdiğim olduğunu fark ettiğim deyim işte bu : TRENİ KAÇIRMAK.
varsın olsun. kaçsın tüm kötü trenler. ben en güzel treni bekliyorum. şöyle en renklisinden, en güzelinden. morlar olsun içinde, ben de severim moru herkes gibi. ve herkes gibi olmayı seviyorum. trende açayım müziğimi son ses ve bir filmin içine gireyim direk. kafamdan dinlediğim müziklere klipler çekeyim; yabancı şarkıları türkçesinden anlamaya çalışayım... insanların aklından geçenleri, nerelere gittiklerini, ne okuduklarını merak edeyim... okudukları gazetede gözüme ilişen haberi okumaya çalışayım... ayaktaysam biri insin işte bu durakta, tam da başında durduğum olsun inen. oturuyorsam ihtiyar ya da hamile binmesin yorgunsam bir de... vicdanıma sövdürmesin bana... binenler, inenler, tekrar binenler ve inenler... yahya kemal vapura benzetmişti ya ... şimdi aklıma geldi. severim de. bu tren de bir tünele girer ve belki bir daha çıkamaz kim bilir? trenler geçer, trenler değişir, insanlar değişir, yollar değişir, yıllar değişir... asırlar değişir hatta... ve sen den bir iz, küçücük bir iz bile kalmamışken bu dünyada... trenler kaçar, trenler kaçar...
"ya kaçırırsam" diye yol boyu koşarken ne rastladığım insanlara, ne yoldaki kediciklere, ne gökyüzünün sabaha dönük yüzüne odaklanabiliyorum. kafamda tek bir düşünce : "treni kaçırmamalıyım." çoğu zaman kaçırmıyorum... zor da olsa yetişiyorum. ama tam ben turnikeden geçerken kapanırsa gitmek için trenin kapıları... ağzımın kenarına bir "tüh!" yerleştirip burkuluyorum... ne garip, diye düşünüyorum işte o zaman -tıpkı sadece kaybettiğimizde farkına vardığımız şeyler gibi- . üzülmeye değmez aslında, nasılsa 5 dakika sonra bir sonraki tren... ama yeniliyorsun ya... gerçekle yüzleştiriyor ya seni... işte hayat bu aslında, diyorum. trene yetişmek gibi. hep bir koşturmaca, bir telaş... "zaman" kavramının ciddi anlamda boyut değiştirdiğine inandığım şu zamanlarda kaçan trenlerimiz kaç yüzlerce acaba? ama hep bir sonraki treni beklemek var ya en azından işin ucunda... umut veriyor işte... hayat gibi tıpkı. kaçan trenlere üzülmeye vaktimiz yok aslında. hemen gelecek olana sevinmek gerek... bekledikçe daha konforlu, daha renkli, daha şıkır şıkır trenler gelir mi bilemem ama şu hayattan gittiğimde en özleyeceğim şeylerden biri -saçma gelebilir belki ama- bir trene yetişme telaşı olacak. trenin dışı ayrı, içi ayrı bir dünya. ve benim bu dünyada en sevdiğim olduğunu fark ettiğim deyim işte bu : TRENİ KAÇIRMAK.
varsın olsun. kaçsın tüm kötü trenler. ben en güzel treni bekliyorum. şöyle en renklisinden, en güzelinden. morlar olsun içinde, ben de severim moru herkes gibi. ve herkes gibi olmayı seviyorum. trende açayım müziğimi son ses ve bir filmin içine gireyim direk. kafamdan dinlediğim müziklere klipler çekeyim; yabancı şarkıları türkçesinden anlamaya çalışayım... insanların aklından geçenleri, nerelere gittiklerini, ne okuduklarını merak edeyim... okudukları gazetede gözüme ilişen haberi okumaya çalışayım... ayaktaysam biri insin işte bu durakta, tam da başında durduğum olsun inen. oturuyorsam ihtiyar ya da hamile binmesin yorgunsam bir de... vicdanıma sövdürmesin bana... binenler, inenler, tekrar binenler ve inenler... yahya kemal vapura benzetmişti ya ... şimdi aklıma geldi. severim de. bu tren de bir tünele girer ve belki bir daha çıkamaz kim bilir? trenler geçer, trenler değişir, insanlar değişir, yollar değişir, yıllar değişir... asırlar değişir hatta... ve sen den bir iz, küçücük bir iz bile kalmamışken bu dünyada... trenler kaçar, trenler kaçar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)