26 Kasım 2012 Pazartesi

saflık....

zamansız yiten bir hayatın ardından bocalamak ne kadar doğalsa zamanın yitişine dair düşülen bocalama da o kadar doğal değil mi aslında? büyümek, yaşlanmak, sevgilerde çırpınmak, para kazanma telaşına düşüp kendini unutmak... neden sonra dönüp aynada baktığın yüzde senden olmayan bir şeyler bulmak... evet... sensin bakan ama gördüğün bir şeyler var sanki farklı olan. gözlerin mi eskisi kadar canlı bakmıyor hayata, yoksa seni yoran bir şey mi var... incindiğinde fark etmediğin, unutulup gitti sandığın yaralar mı senin tanıyamadığın bu bakışlar?

hayat bu... sen ne kadar temiz kalmak için, yara almamak, değişmemek için, hep sevmek, sevginle gurur duymak için, hep saflık için çabalasan da... hatta çabalamasan, o senin kişiliğin olsa sen istemeden bir saflık abidesi olsan da... bu kirli dünyada senin de saflığına gölge düşürecek şeyler var demek ki geç anlasan da... şaşırma artık içinde daha önce tanımadığın kin duygusunu duyduğunda. birini kıskanıp içinden kötü olmasını dilediğinde kendini tanımamazlık etme. aslında düşünmediğin şeyleri sırf karşındakini kırmamak için söylediğini sanma. acizliğin o senin. hep temiz gördüğün, saf bildiğin kalbin aslında kötülüklere gebe...

 
ve sen... ne kadar çabalarsan çabala hayatta yenik düşülecek şeyler var ne olsa. ürksen de tanımasan da sensin aynada gördüğün. baktığın ayna değil sırları döküşüp eskiyen... taaa için o senin. zamana yenilen, bocalamaya gelemeyen, ne istediğini bilmeyen, seninle bir çocuk gibi oynayan kalbin... korkma, bu sensin ! ve sen de herkes gibisin... sonun yakındır ...