10 Ağustos 2012 Cuma

AMAK-I HAYAL 3

                                                               -BİLSEYDİM-
"Eğer böyle zamansızca, amansızca çekip gidebilecek kadar kötü olduğumu bilseydim çirkin yüzüme aynada uzun uzun bakar, "yapma!" derdim... "sevme!" kaçardım, uçardım, yok olurdum... fersahlarca uzaklardan özlemim göğsümü patlatıp deli  gibi uçmak istese de kapatırdım kafesini kalp kuşumun... -tıpkı şimdi yaptığım gibi-"

                                                                      -III-
gereksiz isimler, zamirler,ünvanlar olmasın anlatacaklarımın bundan sonrasında. "O"nun ve "BEN"im hikayemiz olsun bu yalnızca. sonradan bir "o" daha girer hayatımıza ;" O"ndan bir "o"...
şimdi geçmişe dönüp baktığımda anlattıklarımı yaşadığıma ben bile inanamıyorum...başkasının anılarına sahibim, başkasının acısına tanık oldum ve unuttum sanki sonrasında...ama ne yapsam, ne kadar unutsam da yüreğimdeki bu sıkışıklık peşimi bırakmıyor. "O" her aklıma gelişinde kaşlarım çatılıyor, kalbimin atışı hızlanıyor, ağzıma acı bir tat geliyor da boğazımdaki düğümü aşıp aşağı inemiyor... ne olduğunuu anlamadığım bir duygu...kızginlık?evet... acı?evet... sevgi?evet... nefret?evet... ne bu tam olarak? şimdi durup dururken bunları düşünmenin manası ne? bunca yıldan sonra kavuşma zamanı yaklaştığı için mi kalbim kanatlanıp uçmak istiyor ona? ya ben ona kavuştuğumda ne yapacağım? ne diyeceğim? her şeyi biliyor mu olacak? her şeye rağmen beni mi bekliyor olacak? yoksa... ya bana nefret dolu gözlerle bakar ve "nasıl..."lı sorular sorarsa... ama o beni bırakıp gitmedi mi hiçbir şey söylemeden...acımadan... sormadan...konuşmadan...
taş gibi... buz gibi... hiç olmamış gibi...hiç sevmemiş gibi... aklımı alıp gitmedi mi? ne derim ona? aklımı kaçırıyorum sanırım... ben bunları yaşamış olamam, o ben değildim... o mezarın içine ben atlamadım, hastanede elini ben tutmadım, oğlumuz mezarının başında seni sorarken onu bile tanımayan ben değildim...
zihnim bulanık evet, ama yapamam, kabul edemem, kendime yenilirim... şahısları karıştırdığımın farkındayım, çünkü sen hiçbir zaman "o" olmadın ki hayatımda..."SEN" sin sen. ben sana yaslandım onca zaman, yokluğunda bile. öyleyse nasıl yaparım, nasıl başkalarına senden herhengi biriymişsin gibi"o" diye bahsederim? bu senin ve benim, bizim hikayemiz. senin, benim ve oğlumuzun... şimdş bir "o" var hayatımda ama "o"sen değilsin, olamazsın.sen "sen"sin, benim "sen"imsin.
kalbimdeki, aklımdaki seni yerine dosdoğru oturtmadan zihnimdeki bulanıklık gitmeyecek... yıllar sonra bugün tekrar "o"na yanlışlıkla "sen"in adınla seslendim. bir perde geçti onun gözlerinden, benimse kalbime senin gözlerin saplandı.ona değil, sana mahcup oldum... ona nasıl "sen" derim yanlışlıkla da olsa... ilk kez böyle düşündüm. ama ona belli etmedim, kahkahalarla güldüm üstünü örtmek için, affet beni...
sahi, duyuyor musun beni? ama dur, söyleme...eğer duyuyorsan, görüyorsan, biliyorsan tüm yaptıklarımı... nasıl gelirim yanına? nasıl bakarım yüzüne? nasıl tutarım elini? ellerin... makarnayı bile yapamayıp yakmayı becermişken mutfaktan içeriye bakıp ellerimden kapmıştın kaynar tencereyi de ellerin haşlanmıştı ben yanmayayım diye...tutamamıştım elini günlerce... yüzün çirinceydi ama ellerin... o kadar şefkatli dokunurdu, o kadar narin narin bakardı ki ellerin bana...hep sıcaktı,hep öyle kalacak sanırdım. herkes gitse hayatımdan, dünya başıma da yıkılsa ellerin bana yeterdi. elini tutmak yüreğimi hafifletirdi. ama gittiğin gün ellerin de gitti. gitmez, beni bırakmaz sandım ama beni tanımadı bile. taştı, buzdu...cansızdı... bak, bunları söylerken sana yemeği yaktım yine.korkuyorum yanan tencereye elimi uzatmaya...ellerin yardıma gelmeyecek,artık öğrendim bunu senden sonra onlarca kez tecrübe ettikten sonra...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder