bir baba... bulup buluşturup sevip seviştirip takıp takıştırıp çocuklarını mutlu görebilmek için tutup minik ellerinden çıkmış çarşıya. ne ala... sevinecek yavruları. parlak pabuçlarını baş uçlarına koyup sabah kınalı ellerini yıkadıktan sonra giyecekler neşeyle. fırlayıp sokağa en renkli şekerleri toplayıp yarıştıracaklar sonra kiminki fazlaysa. daha kaç bayram böyle sevinecekler ki "ah o eski bayramlar..." demeden.
bir baba... milyonların içinden sadece biri. tutup ellerinden çocuklarını çıkar çarşıya. her hafta şans oyunu oynar mıydı, umut eder miydi kaç milyonda bir ihtimal de olsa ona çıkacağını büyük ikramiyenin, bilmem. ama tam da o gün... milyonlarca babadan ona vurdu atılan kurşun. kim bilir ne düşünüyordu. kızına aldığı elbisenin ne kadar yakıştığını mı, oğlunu istediği formaya parasını denkleştirebileceğini mi? evdeki eşine de ufak bir şey almayı mı? ya da aslında kötü bir babaydı da o gün kefaret mi ödüyordu şansa, bilmem.
bir baba... tam da bayram öncesi çocuklarına bayram alışverişi yaparken Suriye'den gelen kurşunla vuruldu ve öldü. ve çocukları için artık "ah o eski bayramlar" diyecekleri bir şey kalmadı. artık her bayram "acı" demek çünkü. az önce aldıkları parlak pabuçlar kana bulandı.
ve kelimeler bitti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder